Selda KOŞAR

       

                           Fizyoterapist, Osteopat

                       Psikonöroimmunolog

 


İstatistikler
Toplam: 238144
Aktif: 2
Bugün: 44
Dün: 170

İNSÜLİN DİRENCİ, PREDİYABET, DİYABET

Az yiyor ama kilo veremiyor musunuz?

Yeterli yeseniz de çabuk mu acıkıyorsunuz ya da doygunluk hissetmiyor musunuz?

Sık sık tatlı yeme isteğiniz mi var?

Acıktığınızda titreme ve sinirlilik hali yaşadığınız olur mu?

Kendinizi sürekli yorgun hisseder misiniz?

Bel çevreniz giderek genişliyor mu?

Özellikle koltuk altı, kasık ve boyun bölgelerinde esmerleşme şikayetleriniz var mı?

Saç dökülmesinden müzdarip misiniz?

Adet düzensizlikleri yaşıyor musunuz?

Adet öncesi PMS yaşar mısınız?

Polikistik over şikayetiniz var mı?


Eğer bu sorunlardan birkaçına sahipseniz bu yazıyı mutlaka okumalısınız...


İnsülin direncini hiç duydunuz mu? Eğer yukarıdaki sorunlardan birkaçına sahipseniz büyük bir ihtimalle insülin direncine sahipsiniz demektir.


İnsülin Direnci


İnsülin, neredeyse herkesin bildiği gibi kan şekeri seviyesini, kandaki glikozu dokulara göndererek düzenleyen pankreas tarafından salgılanan bir hormondur. Vücuttaki enerji mekanizmasında önemli görevleri vardır. Yediğimiz tüm karbonhidrat grubu besinler glikoza çevrilerek bağırsaktan emilir ve kana karışırlar. Kandaki glikoz miktarıyla doğru orantılı miktarda insülin salgılanır, insülin kandaki glikozu kas ya da karaciğer hücrelerine gönderir ve hücre içinde o andaki ihtiyaca göre ya yakılarak enerjiye dönüştürülür ya da daha sonra kullanılmak üzere depolanır. Böylelikle kan içindeki glikoz seviyesi belli miktarda tutulmuş olur.


insülin çalışma mekanizması


Daha basit şekliyle anlatacak olursak kandaki glikoz miktarı arttığında buna tepki olarak pankreas insülin salgılar. İnsülin bir anahtar gibidir. Hücre üzerindeki kilidi (insülin reseptörü) açarak glukoz kanalının açılmasını sağlar. Böylece kandaki glikoz hücre içine girer ve kan şekeri belli seviyede tutulmuş olur.


Burada kilit nokta, kan şekeri olarak bahsettiğimiz glikozun karbonhidratların sindirilmesinden ortaya çıkan son ürün olmasıdır. Yani şeker derken sadece sofra şekerinden ve tatlılardan değil un ve unlu mamuller, paketli hazır gıdalar, bazı sebzeler, meyveler, prinç, tahıllar vs gibi tüm karbonhidratlardan bahsedilmektedir. Dolayısıyla aşırı karbonhidrat tüketimi insülin salgılanmasının artmasına sebep olmaktadır.


Beslenmeyle alınan şeker zincirleri ne kadar kısaysa o kadar çok insülin salgılanır. Bu da demektir ki ne kadar çok kalitesiz karbonhidrat tüketilirse o kadar çok insülin salglanmaktadır. Kaliteli kompleks karbonhidrat tüketildiğinde ise şeker zincirlerinin parçalanması uzun süreceği için insülin daha yavaş bir şekilde artar.


Ne yazık ki günümüz beslenmesinin temelinde kalitesiz karbonhidratlar yatmaktadır. Bu kalitesiz karbonhidrat içeren gıdaların sürekli kullanılması durumunda pankreas insülin üretimini sürekli belli bir seviyede tutmaya başlar. Buna hiperinsülinemi denir. Bu kişilerde şeker vücuda alındıktan kısa bir süre sonra düştüğü için bu kişiler hipoglisemik olurlar. (Sinirlilik hali, sürekli yeme isteği gibi şikayetlerin eşlik ettiği durum)


Eğer bu hiperinsülinemi durumu devam ederse ortamdaki fazla insülin hücrenin sürekli glikozu alarak depo yapmasına sebep olur. Hücre de bunu engellemek için insülin reseptörlerini yok etme ya da duyasızlaşıma yoluna gider. Böylelikle artık insülin hücreyi açamaz ve kandaki glukoz hücre içine geçemez. Reseptörlerin sayısının ya da insüline duyarlılığının azalması durumuna insülin direnci denir. Aslında hücrenin amacı burada kendini korumaktır.


Kandaki glikoz artmaya devam ederse pankreas bu glikozu azaltabilmek için daha fazla insülin üretmeye başlar. Buradaki amacı hücreye daha güçlü uyarı gönderip kandaki glikozu içine almasını sağlamaktır. Bu durum uzun süre devam ederse pankreas daha fazla insülin üretemeyecek hale gelir. Bu Tip 2 diyabet dediğimiz durumdur. Pankreas insülin üretemeyecek noktaya gelene kadar insülin üretmeye devam eder. İnsülinin artık üretilemediği durum ise tip 1 diabettir. Yapılan çalışmalara göre insülin direnci ve diyabetin kanserli hücrelerin büyümesine neden olacağı için kansere sebep olabileceği; hiperinsülinemi ve diyabet arttığından beri pankreas kanserinin de arttığı tespit edilmiştir.


İnsülin direnci olan kişide;

- Ağrı artar.

- Akne artar.

- Karaciğer yağlanması oluşur.

- Dikkat problemleri görülür

- Ciltte aşırı hassasiyet görülür

- Adetle ilgili problemler ortaya çıkar

- Polikistik over, Premenstrual sendrom ortaya çıkar.

- Depresyon görülür.

-Vücut ağırlığında artma görülür. ( Bazı durumlarda zayıf kişilerde iç organlardaki yağlanmanın artması ve bağışıklık sistemini uyarmasıyla ikincil olarak insülin direnci gelişebilir.)


Peki bu durumdan kurtulabilmek mümkün mü?


Eğer hücre insüline karşı direnç oluşturuyorsa mutlaka altında başka bir koruma mekanizması vardır. Zaten hücrenin amacının daha fazla depo yapmayı engellemek olduğunu yukarıda da belirttim.


Kan şekerini belli seviyede tutmaya yarayan 5 hormon vardır. Bunlardan 4'ü düşen kan şekerini arttırmaya yönelik iken sadece 1 tanesi artan şekeri düşürmeye yöneliktir. Demek ki canlılar kan şekerinin düşeceği beslenme stiline daha yatkın olarak dizayn edilmişler biz ise şu anda bedenimize uymayan yanlış bir şeyler yaparak kan şekerimizi sürekli arttırıyoruz.


Çok eski dönemlerde, gıdaların evlerde kolayca depolanamadığı düşünüldüğünde aslında bu durumun asıl sebebi daha net anlaşılır. Eski insanlar acıktıklarında avlanmışlar ya da ceşitli bitkileri toplayarak beslenmişler ve bunu gün içinde sadece 1-2 kez yapmışlardır. Bu, gün içinde insülinin sadece 1-2 kez salgılanması demektir. İnsanlar yıllarca daha az öğünle beslendikleri için de kan şekerlerinin düşmesi ihtimali daha fazla, bu sebeple kan şekerinin düşmesini önleyen 4 hormona sahibiz. Oysa biz günümüzde sürekli bir şeyler yiyerek her defasında insülin salgılanmasına sebep oluyoruz. Vücudumuzda o kadar çok insülin salgılanmış oluyor ki zamanla dokular yine bizi korumak adına insüline karşı dirençli hale gelmek zorunda kalıyorlar. Böylelikle önce insülin direnci ve bu devam ettiğinde ilerleyen dönemlerde diabet gelişiyor.


Eğer beslenme stili değiştirilip, dokulardaki insülin açlığını şiddetli şekilde uyaracak egzersiz ile kombine edilirse dokular insüline karşı geliştirdikleri direnci kırmak zorunda kalıyorlar. Böylece yeniden insüline duyarlı hale geliyorlar. Aynı yöntem tip 2 diyabette de uygulanarak hastalığın seyrinin daha iyi bir duruma getirilmesi hatta tamamen düzelebilmesi mümkün olabiliyor.


Eğer insülin direnci, tip 2 diabet ya da alkolden bağımsız karaciğer yağlanmanız varsa uygun beslenme ve egzersiz kombinasyonu için bir psikonöroimmunoloğa danışabilirsiniz.

Haber tarihi: 02 / 01 / 2017
Haber Okunma: 4349
Haber Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

Etiketler: Selda Kocadayılar insülin direnci diabet şeker insülin PNİ psikonöroimmunoloji Tip 2 diabet beslenme egzersiz




Önceki: KANSERİN TAMAMEN İNSAN YAPIMI BİR HASTALIK OLDUĞU ONAYLANDI
Sonraki: NEDEN HASTALANIRIZ?




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Omnportal